NEREDEN BİLECEKSİN
Bizim ellerde
Gözelerden abı hayat içmediysen
Sonsuzluk hissini nereden bileceksin.
Çıkıp bir tepe başından bakmadıysan ovaya
Yeşille sarının cümbüşü gözlerine dolmamışsa
Bir rüzgâr saçlarını taramamışsa
Bir kuzunun melemesi
Bir çobanın kaval sesi
Kulaklarında musiki olmamışsa
Bizim elleri nereden bileceksin
Sen,
Yalın ayak çocukların kırlarda neşesine
Ninelerin yokuş başında nefeslenmesine
Babaların tırpanı sallarken Bismillah deyişine
Tanık olmadıysan
Bizim köyleri nereden bileceksin.
Anaları kapıda evlat beklerken görmediysen
Bacıların evdeşine giderken döktüğü göz yaşını
Komşuların asker uğurlarken ettiği duayı
Duymamışsan
Sen sevgiyi içtenliği nerden bileceksin.
Bizim ellerde
Bir evin önünde vurunca davullar
Yiğitler dağ olur halaya dururlar,
Aralarda koşturur körpe kuzular,
Ceylanlar damlarda seyre çıkarlar
Bu ellerde senin kulaklarına
Çatısına bayrak dikilmiş bir ev
Elleri kınalı bir yiğit,
Bir şeyler fısıldamıyorsa
Toyu töreyi nerden bileceksin
Bir dağın ardından yükselen Gün
Gece karanlığını söküp atanda
Ezan sesi dağlarda yankılanır.
Bir ihtiyar elinde bir ibrik
Ezanın davetine hazırlanır
Haneler aydınlanır kapılar aralanır
Sokaklara can gelir
Sen
Rükûda eğilen bir başın
Secdeye varan bir alnın
Göğe yükselen ellerin
Dudaklardan dökülen duaların
Anlamını bilmiyorsan
Dini, imanı nereden bileceksin.
Saçını bir kez bile okşamayan babanın gizli sevgisini
Evladın tam öğrendiği yaşlara vardığında
Bir baba son nefesini teslim edende
Bir köşe başında bir evlat
Oturmuş bir kara taşın üstüne
Üstüne gök kubbe çökmüş
Yanaklarında süzülen birkaç damla yaş
İçinde yanık türküler,
Evlerde dualar, aminler.
Sen
Bu topraklarda
Söylenmeyen ama Hissedilen
Dilsiz sevgileri görmediysen
Yetimi, yiteni nereden bileceksin.
Sen bilmezsin bilemezsin
Bizimle coşmaz bizimle gülemezsin
Bizimle ağlayıp feryat da edemezsin
Biz bu toprakların öz çocuklarıyız.
Gözelerden abı hayat içmediysen
Sonsuzluk hissini nereden bileceksin.
Çıkıp bir tepe başından bakmadıysan ovaya
Yeşille sarının cümbüşü gözlerine dolmamışsa
Bir rüzgâr saçlarını taramamışsa
Bir kuzunun melemesi
Bir çobanın kaval sesi
Kulaklarında musiki olmamışsa
Bizim elleri nereden bileceksin
Sen,
Yalın ayak çocukların kırlarda neşesine
Ninelerin yokuş başında nefeslenmesine
Babaların tırpanı sallarken Bismillah deyişine
Tanık olmadıysan
Bizim köyleri nereden bileceksin.
Anaları kapıda evlat beklerken görmediysen
Bacıların evdeşine giderken döktüğü göz yaşını
Komşuların asker uğurlarken ettiği duayı
Duymamışsan
Sen sevgiyi içtenliği nerden bileceksin.
Bizim ellerde
Bir evin önünde vurunca davullar
Yiğitler dağ olur halaya dururlar,
Aralarda koşturur körpe kuzular,
Ceylanlar damlarda seyre çıkarlar
Bu ellerde senin kulaklarına
Çatısına bayrak dikilmiş bir ev
Elleri kınalı bir yiğit,
Bir şeyler fısıldamıyorsa
Toyu töreyi nerden bileceksin
Bir dağın ardından yükselen Gün
Gece karanlığını söküp atanda
Ezan sesi dağlarda yankılanır.
Bir ihtiyar elinde bir ibrik
Ezanın davetine hazırlanır
Haneler aydınlanır kapılar aralanır
Sokaklara can gelir
Sen
Rükûda eğilen bir başın
Secdeye varan bir alnın
Göğe yükselen ellerin
Dudaklardan dökülen duaların
Anlamını bilmiyorsan
Dini, imanı nereden bileceksin.
Saçını bir kez bile okşamayan babanın gizli sevgisini
Evladın tam öğrendiği yaşlara vardığında
Bir baba son nefesini teslim edende
Bir köşe başında bir evlat
Oturmuş bir kara taşın üstüne
Üstüne gök kubbe çökmüş
Yanaklarında süzülen birkaç damla yaş
İçinde yanık türküler,
Evlerde dualar, aminler.
Sen
Bu topraklarda
Söylenmeyen ama Hissedilen
Dilsiz sevgileri görmediysen
Yetimi, yiteni nereden bileceksin.
Sen bilmezsin bilemezsin
Bizimle coşmaz bizimle gülemezsin
Bizimle ağlayıp feryat da edemezsin
Biz bu toprakların öz çocuklarıyız.
RÜSTEM COŞGUN